Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Uzay / Dünya’nın sonu gelirse ne yaparız? İşte Güneş Sisteminin en yaşanılabilir 6 noktası
Dünya’nın sonu gelirse ne yaparız? İşte Güneş Sisteminin en yaşanılabilir 6 noktası

Dünya’nın sonu gelirse ne yaparız? İşte Güneş Sisteminin en yaşanılabilir 6 noktası

 

İnanılmaz bir ivmeyle yükselen Dünya nüfusu, Yeryüzü kaynaklarını hunharca kullanıyor olmamız, geleceğimizi çok büyük ölçüde tehdit etmesine rağmen birçok devletin hala pek de umursamadığı iklim değişikliği, savaşlar, nükleer biyolojik ve kimyasal silahlar ve hatta Dünya yakınlarındaki asteroitler. Hepsi de Yeryüzü’ndeki yaşamın geleceğini ciddi derece tehdit ediyor. Peki bu olasılıklar sonumuzu getirirse nereye gideriz?

Elbette evrenin büyüklüğüne oranla inanılmaz ilkel kalan teknolojimizle başka galaksilere ve Güneş Sistemlerine ulaşmak en azından şu an için mümkün görünmüyor. Ayrıca kendi Güneş Sistemimizde de henüz kesin olarak yaşanılabilir bir nokta da keşfetmiş değiliz; ancak yine de bir kurtarıcı plana ihtiyacımız olduğunu düşünüyor ve Güneş Sistemimizin olası en yaşanılabilir 6 noktasını sizler için derliyoruz.

Ayrıca Bkz.Dünya’ya dev bir meteor çarparsa ne olur?(Video)

Kızıl Gezegen Mars

Güneş Sisteminin Dünya’dan sonraki en popüler gezegeni Mars; yaşanılabilirlik ihtimalleri, düzenlenen görevler, ve hatta çekilen filmler olsun yıllardır gündemden düşmek bilmiyor. Yakın zamanda ilk insanları da göndereceğimiz Kızıl Gezegen elbette listenin ilk sırasında kendine yer buluyor.

Yüzeyinin çoğunluğunda toprak, kutup bölgelerindeyse buzullar yer alan gezegen; gerek atmosferindeki mikroskobik oksijen molekülleri gerekse de henüz geçtiğimiz yıl keşfedilen sıvı haldeki sularıyla kıyamet senaryoları için en olası duraklarımızdan birisi olarak görülüyor. Curiosity keşif aracının da gezegenin atmosferinde metan gazı tespit etmesi “Mars’ta yaşam var mıydı?” sorusunu tekrar akıllara getirmişti. Zira Dünya’daki atmosferik metanın çok büyük bir kısmı biyolojik süreçler sonucu oluşuyor.

Şimdilik insanoğlunun Dünya’dan sonra ayak basacağı ilk gezegen olacağı düşünülen Mars’a hem Elon Musk’ın şirketi SpaceX hem de NASA yakın gelecekte insanlı görevler düzenlemeyi planlıyor. Elon Musk bu tarih için 2025’i gösterirken NASA 2030’lu yılları işaret ediyor. Bakalım Mars’ı kolonize etme planları nasıl işleyecek?
 
 

Enceladus

Halkalı gezegenimiz Satürn’ün 53 uydusundan yalnızca birisi olan Enceladus buzla kaplı yüzeyinin altında yattığı düşünülen devasa okyanuslarıyla çok uzun bir süredir tüm uzay meraklılarının odak noktalarından birisi. Cassini uzay aracının 2005 yılında kutup noktalarına yakın bölgelerdeki çatlaklardan fışkıran su ve buzları görüntülemesi de Enceladus’un yaşanılabilirlik iddialarını kuvvetlendirmişti.

Enceladus yüzeyindeki buzulların yaklaşık 40 kilometre kalınlıkta olduğu tahmin ediliyor olsa da NASA şimdilerde yeni bir uzay aracıyla birlikte bu buzullara müdahale etmeden altındaki okyanusları inceleyebileceğini düşünüyor. Güneş Sisteminin en çok merak edilen noktalarından birisi haline gelen Enceladus aynı zamanda New Frontiers programının gelecek olası durakları arasında da yer alıyor.
  

Titan

Enceladus’un büyük kardeşi Titan, sıvı göllere sahip olduğu bilinen Dünya haricindeki tek yer. Sıvı metan ve etandan oluşan bu göller aynı zamanda neredeyse sınırsız bir enerji kaynağı anlamına geliyor. Güneş Sisteminde Yeryüzü’ne en çok benzeyen nokta olarak değerlendirilen Satürn uydusu, Dünya’dan yalnızca 1.4 kat daha fazla olan yüzey basıncıyla da belki de bir basınç kıyafetine ihtiyaç duymadığımız tek yer olabilir.

Titan’ın Yeryüzü’ne olan uzaklığı ve inanılmaz düşük bir yüzey sıcaklığına sahip olmasıysa uydunun yaşam barındırabilme olasıklarını düşüren unsurlar oluyor. Titan’ın ortalama sıcaklık değerleri yaklaşık -180 derece düzeylerinde seyrediyor olsa da araştırmacılar yine de bu şartlara uyum sağlamış nitrojen tabanlı yaşam formlarının olabileceğini düşünüyor. Zira Titan kimyasal anlamda epey canlı bir yapıya sahip.
  

Venüs

Güneş Sistemimizin pek de popüler olmayan gezegeni Venüs, Mars’ın aksine epey güçlü bir atmosfere sahip olmasıyla dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Peki atmosfer var tamam ama yüzey sıcaklığı 462 dereceyi bulan bir yerde nasıl yaşarsınız?

Cevap basit: Yaşayamazsınız. Zaten bilim insanları da Venüs’ün yüzeyinde değil yüzeyden yaklaşık 50 kilometre yükseklikte yaşamayı öneriyor. Sıcaklığın 0 ila 50 derece arasında değiştiği bu yerde hem bizleri radyasyondan koruyacak kadar yeterli bir atmosfer bulunuyor hem de basınç düzeyi neredeyse Yeryüzü’ne eşit oluyor. Bu olasılığı epey gerçekçi bulan NASA da Project HAVOC isimli bir zeplinle gelecekte Venüs’ü keşfetmeyi amaçlıyor.

Tabi Venüs’ün de kötü tarafları var. Yağmurun sülfirik asit şeklinde gerçekleştiği bu yer hem güneş panelleri, hem insanlar hem de zeplinler için epey tehlikeli bir ortam oluşturuyor. Ayrıca yüzeyden 50 kilometre yükselikte bambaşka bir gezegende zeplinler içerisinde yaşayan insanların kaynaklarını nasıl sağlayacakları da büyük bir soru işareti olarak kalıyor.

İşte NASA’nın Project HAVOC projesiyle ilgili hazırladığı muhteşem video:

Europa

Jüpiter’in bilinen 67 uydusundan biri olan Europa çok uzun yıllardır Güneş Sisteminin yaşam barındırabilme olasılığı en yüksek cismi olarak görülüyor. Astronomi dünyasındaki bu büyük ününü tıpkı Enceladus gibi buzla kaplı yüzeyinin altında yattığı düşünülen derin okyanuslarına borçlu olan uydu yaşanılabilirlik olasıklarını her geçen gün artırmaya devam ediyor. Hatta NASA henüz geçtiğimiz ay Europa’nın oksijen ve hidrojen üretiminin aynen Dünya’ya benzediğini açıklamış ve Europa-Dünya benzerliği tekrar gündeme gelmişti.

NASA 2020’li yıllarda Europa’ya bir görev düzenlemeyi de planlıyor ancak ABD meclisi Jüpiter’in uydusuna öyle büyük bir güven duyuyor ki NASA’dan yalnızca bir değil iki ayrı görev düzenlemesini ve en yakın zamanda Europa’yı keşfetmesini istiyor. Bakalım NASA Europa’nın gizlerini ortaya çıkarabilecek mi?

Ayrıca Bkz.Dünya’ya benziyor: Jüpiter’in uydusu Europa’da yeni yaşam izleri

Ay

Dünya’mızın yalnız uydusu Ay da olası kıyamet senaryoları sonrasında uğrayabileceğimiz duraklar arasında yer alıyor. Listelediğimiz diğer tüm noktaların aksine Dünya’ya olan yakınlığıyla ulaşılabilirlik anlamında büyük bir avantaja sahip olan uydumuz Ay, yüzeyindeki değerli mineraller ve önemli bir enerji kaynağı olan Helyum-3’ün yanı sıra kuzey kutuplarında var olduğu düşünülen buz haldeki sularıyla da dikkat çekiyor.

Tabi Ay’ın herhangi bir atmosfere sahip olmaması da orada yaşayacak insanların çok büyük bir radyasyon tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı anlamına geliyor; ancak Avrupa Uzay Ajansı (ESA) Ay’ın karanlık tarafına kuracağı bir uzay üssüyle radyasyon problemlerinin üstesinden gelebileceğini belirtiyor. Ay gelecek dönemlerde üzerinde birçok astronotun yaşadığı uzay seyahatlerinin önemli bir durağı haline gelebilir.

  

sizlere tuzlabilgisayarci.net farkıyla sunulmuştur. Tuzla Bilgisayar

Etiketler:

Hakkında ates_kqual202

Cevapla

Scroll To Top